Siteyi en iyi şekilde kullanabilmek için " Google Chrome " tercihimizdir. Kullandığımız kodlar, gifler ve diğer görsel materyaller Explorer'i kasmaktadır. Bu nedenle en iyi, hızlı ve kesintisiz biçimde Chrome sağlamaktadır.

* Salvio Hexia RPG



 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Morpheus L.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Morpheus
Muggle* Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.


Mesaj Sayısı : 12
Galleon : 12
Hogwarts'a Geliş Tarihi : 20/12/10

MesajKonu: Morpheus L.   Ptsi Ara. 20, 2010 9:54 pm

    Mezarlıkta öldürülmüş insanlar. Birçoğu, kişinin kendi hatası yüzünden yitip giden ruhlar. Geride kalan önce kukla gibi dağınık, saatler sonrasındaysa heykelvari bir biçimde kaskatı kesilmiş et parçaları. Bir ölümlü için ölünecek en iyi yerlerden biriydi aslında mezarlıklar. Hatta bir çukur bulup da içine atarlarsa ölü bedenini, ne âla. Huzur içinde yat, vesaire. Benim içinse artık eğlence yeri buralar. Birbirini deviremeyecek kadar uzağa dizilmiş domino taşları gibi konuşlandırılmış mezar taşlarının başında, gecenin bir vaktinde bekleşen hüzünlü insanların canını almadan önce onlarla bir süre oynaşmak onlara verebileceğim en güzel hediyeydi belki de ölüm öncesi. Benim gibi olağanüstü çekici, -ki ben zaten doğaüstüydüm- tanrısal bir varlıkla karşılaşmak akıllarının başlarından uçuşmasına neden oluyordu. Akılsız başlarıyla meraklanan ve yamacıma gelen her faninin sonu da benim sivri dişlerimin ucuna yazılıyordu tek tek. İçtiğim her damla kan; o ılık, sıcak ve tatlı sıvı, benim onların canını alıp kendime katmam demekti. Ne hoş ki birçoğu son anlarında ölümü çabucak kabulleniyordu. Tıpkı bir zamanlar benim yaptığım gibi. Beni uçurumun kenarından tutup çeken dişi vampirin gerçek yüzünü gördüğümde sadece ölüş biçimimin farklı olacağını sanmıştım. Oysa ki, o güzel varlık benimle beslenmek yerine bana dünyanın en güzel ve en berbat hediyesini vermişti. Kanla bezenmiş sonsuz bir hayat. Şimdi bu hayatı son raddesine kadar yaşayabilmek ve hem manevi hem de somut açlığımı giderebilmek için kan içmem gerektiğini hissetmiş, ardından kendimi Godric's Hollow'daki büyücü mezarlığında buluvermiştim. Daha önceden avım olan kimbilir kaç kişi yatmaktaydı şu mezarlarda. Aslında haftalarca içmeden yaşayabilirdim o yoğun şarabı. Asırlar boyunca süren yaşamımda vücudumun bazı isteklerine karşı gelebilmeyi öğrenmiştim. Bir vampirin karşı koyamadığı iki olgu vardır zaten: Kan ve şehvet. Öldürmek ve üremek. Ne kadar da tezat. Bir o kadar da etkileyici. Şimdi gelmiş olduğum bu yerdeyse birini kanını içerek öldürmek en istediğim şey. Hem psikolojileri de ölümle içli dışlı olacağından çaresizce boyun eğeceklerdi bana ve Azrail'in orağına.

    İşte orada bekliyordu küçük avım. Şiddetle yağan yağmura aldırmadan gelmiş, kim bilir bir zamanlar kaç kere kırdığı sevdiceğinin ya da içten içe onsuz yaşayamayacağını düşündüğü bir akrabasının mezarının başında günah çıkartıyordu. Ay ışığının altında parlayan, gerçek kan rengi saçları ve narin vücudu sadece benim değil, hemen her vampirin iştahını kabartacak cinstendi. Dünyanın en lezzetli yemeğinin gümüş tepside sizi beklemesi gibi bir şeydi bu. Gel beni ye dercesine şiddetle atan kalbinin her bir kasılmasını duyabiliyordum. Kanının, aciz vücudunu ısıtmak için nasıl hızlı aktığını hissedebiliyordum. Sonrasında da o kanın nasıl dişlerimin arasından ve boğazımdan aşağılara akıp gideceğini tahmin edebiliyordum. Bu düşüncelerle ona bir hayalet gibi yaklaştım hızlıca. Aramızda en fazla beş metre kalmıştı ki benim, Morpheus'un avının kanını içmesinde tereddüt yaşamasına neden olacak bir şey yaptı. Hüzünle baktığı soğuk mezar taşının karşısında, sanki sessiz bir melodiyi duyuyormuşçasına hareketlenmeye başladı. Dans ediyordu. Kolları ve bacakları ahenkle açılıp kapanırken, o da ben de olduğumuz yerde sabittik. Önce bir yana, sonra diğer yana eğildi o kendine has ahengini bozmadan. Bin beşyüz yıllık yaşamımda mezar başında hüzünle dans eden birini görmemiş ve işitmemiştim. Bu kan kaynağının ruhani bir ayin yapmadığı ortadaydı. Sadece, dans ediyordu işte. Hem de kısa zamanda öylesine kaptırmıştı ki kendisini, o duyulmaz melodiyi işitir olmuştum sanki ben de. Ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum, hareketleri yavaşladı ve tekrar iki ayağı üzerinde dikeldi ölümlü beden. Bana vereceği ruhu öncesinde benim için hazırlamış olduğu bu armağana hayran olmuştum. Öldürülmeden önce benim için dans eden bir kız. Onunla konuşacaktım. Bunu her zaman yapardım. Şimdiyse diğerlerinden farklı olarak, avımdan oldukça etkilenmiştim. Mezar başında dans etmek ha? Kimin aklına gelirdi bu? Anlaşılan kızıl saçlı, güzel kız bunu düşünerek beni şaşırtmayı bilmişti. Şimdi de ben onu şaşrtmalıydım. Öne doğru bir adım attım ayak sesimi duymasını sağlayarak. Ardından diğer adımlarım birbirini takip etti, ta ki aramızda iki metre kalana dek. Sonrasına arkasına dönüşü ve beni görüşü.. "Sen de kimsin?" demişti titreyen sesiyle. Bu çok doğaldı. Benim gibi birini görmesi hiç de olağan değildi. Bu yüzden bir kaç saniye gözlerinin içine baktı karanlık gözlerim. Şoktan kurtulmasını beklemiştim. "Bundan sonra göreceğin tüm rüyaların sahibi." dedim rüzgarın uğultusunu bastıran sesimle. Hemen ardından gökyüzü yarıldı sanki, muazzam bir gürültü koparken. Çakan şimşek ikimizi de aydınlatmıştı. Yüzünden, kurbanlarımda binlerce kez görmüş olduğum korkuyu ve merakı okuyabiliyordum. İçine baktığım gözler benimkilerden uzaklaştı bir an, aşağılara doğru kaydı. Alışık olduğum üzere kıyafetim sadece siyah renkli, deri bir pantolondan oluşmaktaydı. Geri kalan her yanım çıplaktı. Bıçak gibi yağan yağmurun altında böyle bir halde bulunmamın iki açıklaması olabilirdi. Ya hayalettim ya da vampir. Gözleri büyüyünce, atacağı olası çığlığı engellemek için parmağımı dudaklarıma götürdüm. "Şşş... Sakın." Sonra sesini çekip almışım gibi sessiz kalışını izledim. Kızıl saçları aklıma kalbini ve kanını getirecek olduysa da bu düşünceyi bertaraf ettim ve ona doğru bir kaç küçük adım attım. Bakışlarım ifadesiz ve sertti. En azından onu şeytani bir zevkle öldürmeyeceğimi bilmesini istiyordum. Tabii henüz onu öldüreceğimin farkında değildi. Yine de ıslak toprağın yaydığından çok daha kesif bir kokuyu duyabiliyordum: Korku. Belirsizliğin karşısında çaresiz kalmanın korkusu. Acizliğini sonuna kadar kabullenmek ve teslim olmaya hazır bir ruh. İşte gördüğüm bunlardı karşımda. Fakat bana verdiği küçük hediyeye karşılık, onu mutlu bir biçimde göndermek istiyordum kendi cennetine. "Asıl sen kimsin ? Bu saatte mezar ziyaret etmek pek de tekin bir hareket değil, biliyorsun." diye konuştum gizemli bir fısıltıyla. Dili tutulan kızın kendine gelebilmesi için elimi uzatıp, parmak uçlarımla yanağına dokundum. Sıcacıktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rachel Belinda Harvey
Ölüm Yiyen Leydi & Admin
Ölüm Yiyen Leydi & Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 64
Galleon : 101
Hogwarts'a Geliş Tarihi : 17/12/10
Yaş : 28
Nerden : Karanlığın İçinden

MesajKonu: Geri: Morpheus L.   Ptsi Ara. 20, 2010 10:00 pm

Betimleme:20p.
Anlatım:20p.
Görünüm(renklendirme,boyut vs.)15p.
Yazım Kuralları:13
Konu:20p.
87+1=88

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Morpheus L.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Role Play Kartı Oluşturma :: Role Play Game Perdesi :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: